Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği ile Türk Hukuk Enstitüsü Genel Merkezi, THE Ankara Şubesi üyeleri ve çeşitli sivil toplum inisiyatifleri 01 Ekim 2009 tarihinde Doğu Türkistan Cumhuriyeti Devletinin işgalinin yıldönümünü anmak, Doğu Türkistan’ da Çin Devleti tarafından uygulanan insan hakları ihlalleri, vahşet ve SOYKIRIM’ a karşı uluslararası örgütleri harekete geçirmek ve Doğu Türkistan’ ın istiklalini yeniden kazanması için girişimlere başlanılması taleplerini içeren dilekçenin Birleşmiş Milletler’ e sunulması amacıyla bir araya gelmişlerdir.
Hak ve Adalet Davasına gönül vermiş biz Türk Hukuk Enstitüsü üyeleri biliyoruz ki;
Türk Milleti Hakkari, Ankara, İzmir, Kaşgar, Bakü, Lefkoşe, Musul, Urumçi, Bişkek, Saraybosna, Kosova ve nice şehirlerimiz ve buralarda yaşayan insanlarımız arasında herhangi bir ayrım yapmaz. Şu an da Türk topraklarının bir parçası olan Doğu Türkistan Çin Yönetiminin işgali altındadır ve kardeşlerimiz zalim Çin yönetiminin esaretinde kan kusmaktadır. Türk Milleti tarihinin hiçbir safhasında başka milletleri kendisine düşman olarak görmemiştir. Düşman olarak algıladığımız sadece insanlığa karşı suç işleyen zalim yönetimlerdir.

Hak olan davayı samimiyet ve inançla sürdüren elbet muzaffer olacaktır. Bize düşen sadece inanmak ve adaletten şaşmadan mücadeleyi sürdürmektir. Günümüz dünyasının zalim politik ve güç dengeleri bizleri her ne kadar fiziki anlamda her yandan kuşatmış olsa da, bu karanlık tahakküm inanmış insanlarımızın kalplerindeki iradeyi ve adaletin dünyaya nizam vermesi ülkümüzü gölgeleyemez.
Batıl ve zulüm ile abad olanların sonlarının ne hazin olduğuna dünya var olduğundan beri insanlık hep şahit olmuştur. Büyük Peygamberlerimizden Hz. Davut’ un (s.a.) şu kıssası çok manidardır. Bu kıssas özellikle Türkiye’ mizi yönetme iddiasıyla çeşitli mevkilerde bulunan siyasetçi ve bürokratlarımıza güzel bir inanç örneği sunmaktadır.

“Amâlika ordularının başında Câlût (Golyat) bulunuyordu. Câlüt’un ordusuyla karşı karşıya gelen mümin kitle söyle dua etti: ‘Ya Râb, üzerimize sabır ve sebat ihsan eyle, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir kavme karşı bize yardım et.’ (el-Bakara, 2/250)
Tâlût’un ordusunda Dâvûd (a.s.) bulunuyordu. Dâvûd (a.s.), Hz. Yakub’un neslinden idi. İsrailoğullarından olan Dâvûd, daha küçük yaşta bir delikanlı idi. Genç Davut zahirde zayıf görünen israiloğullarından oluşan ordusuyla, Hak davanın amansız düşmanı, zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptığı mücadeleyi kazanmış ve bu savaşta Câlût’u sapan taşıyla öldürmüştü. Bu olayda Allah’a tevekkül eden müminlerin her türlü imkansızlığa rağmen zalimleri nasıl yendiği gösterilmektedir.
Câlût, zalim, zengin ve korkunç bir hükümdardı. Onun açıkça belli olan büyük üstünlüğü vardı. Fakat Allahu Teâlâ, o zaman işlerin yalnız zahiriyle meydana gelmeyip, gerçek anlamıyla vukû bulduğunu göstermek istedi. İşlerin hakikatini sadece O bilir. Her şeyin ölçüsü yalnız O’ nun elindedir. Aslında insanlara güçlü görünenin zayıf, zayıf görünenin de Allah’ın yardımıyla güçlü olduğu ölçüsü Allahu Teâlâ’ ya aittir. İnsanlar ise vazifelerini yerine getirmek, Allah’u Teâlâ’ ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler. Bundan sonra Allah’ın istediği şeyler istediği şekilde olur. İnsanlara, kendilerini korkutan zâlimlerin zayıf, çok zayıf olduklarını; Allah zalimlerin mağlup olmasını istediği zaman, küçücük delikanlıların bile onları mağlûp edebileceğini göstermek için bu zalim diktatörün sonunu, daha genç bir delikanlı iken Hz. Dâvûd’ un eliyle gerçekleştirmiştir.”
Türk Hukuk Enstitüsü sadece soydaşlarının değil, mazlum ve mağdur bütün milletlerin haklarını uluslar arası hukukun evrensel ilkeleri gereğince adalet kaygısıyla müdaafa etmeyi kendine her zaman görev bilecektir.
Bu anlayış ve görüşler çerçevesinde; işgal altında bulunan kardeş ülke Doğu Türkistan Cumhuriyeti Devletinin tekrar istiklalini kazanması amacıyla Türkiye’ de faaliyetlerde bulunan Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneğine, Enstitümüzün verdiği destek tüm hızıyla devam etmektedir. Çin Devletinin 01 Ekim 1949 tarihinden itibaren Türk topraklarında 60 yıldır süregelen işgalinde uygulamış olduğu insan hakları ihlalleri, vahşet ve SOYKIRIM’ a, önce Çin Büyükelçiliği önünde yapılan basın açıklamasıyla tepkiler dile getirilmiş; ardından Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Seyit TÜMTÜRK, Ankara Şube Başkanı Hayrullah EFENDİGİL ve Türk Hukuk Enstitüsü Genel Başkanı Emin AKOĞUZ Çin Devletinin yapmış olduğu insanlık suçlarını kınamak amacıyla Çin Büyükelçiliği kapısına ‘KARA ÇELENK’ bırakmışlardır.
Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneğinin basın bildirisi aşağıdadır:
BASIN BİLDİRİSİ
“Dünyanın en kalabalık ülkesinde her yıl 1 Ekim, Cumhuriyet ve Bağımsızlık Bayramı olarak kutlanmaktadır. Uzun süren bir iç savaştan sonra Mao liderliğindeki komünistler iktidarı ele geçirmiş ve 1 Ekim 1949 tarihinde Çin Halk Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu tarihte halkın bağımsızlık günü olarak bayram ilan edildi.Öyle bir bağımsızlık ki; o günden sonra tüm Çin genelinde çok büyük katliam ve kıyımlar yaşandı. Halk zorla bir araya getirilmeye, devlet adına büyük projelerde köle gibi çalıştırılmaya başladı. İnkilap adı altında yapılan çalışmalar ile halkın elinde ne varsa el konuldu, tüm özgürlükleri kısıtlandı, sadece devlet için çalışan tek tip insanlar haline getirildi. Buna karşı çıkanlar ise, hunharca katledildi. Bayramın simgesi olan Tiananmen meydanında binlerce genç tanklar altında ezildi.Bunlar tüm dünyaca bilinen, hakkında araştırmalar yapılan, belgeseller hazırlanan komünist Çin’in karanlık yüzü. Çinlilerin bile hatırlamak istemediği tarihin kirli sayfaları. Ancak bu yaşananların ötesinde tarih sayfalarında benzeri yer almamış bir soykırım ve katliam yaşandı. Türklüğün Anavatanı Doğu Türkistan aynı tarihlerde komünist Çin işgaline maruz kaldı. 1944 yılında kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti yıkıldı. Doğu Türkistan halkının en karanlık ve acı günleri başladı.
Mao ZEDONG ve onun kurduğu Çin Halk Cumhuriyeti, Doğu Türkistan’ı ve binlerce yıllık kültürü yok etme kararı verdi. Alimler katledilirken, ilim merkezleri yıkıldı. Halk çalışma kamplarında ölüme terk edildi. Toprak reformu, kültür reformu, Cumhuriyete karşı unsurlara karşı hareket vb. onlarca uygulama ile Doğu Türkistan halkı üzerinde sistemli bir soykırım uygulanmaya başladı.
Dünya medeniyet tarihinin temellerinde çok önemli rolü olan, sömürge dünyasında emperyalistlere karşı başkaldıran ülkeler tek tek bağımsızlıklarını kazanırken Çin işgaline uğrayan, 60 yıl öncesinin bağımsız Türk yurdu, zamanımızda yaşanan en büyük insanlık dramının merkezi Doğu Türkistan. 60 yıldır Çin mezalimine karşı direnen, uygulanan tüm asimile yöntemlerine karşı dimdik ayakta kalmasını bilmiş, hür dünyaya ben de varım diye haykıran bir Doğu Türkistan.
5 Temmuz günü Urumçi’de başlayan, binlerce Uygur’un ölümüne, binlercesinin de tutuklanmasına yol açan olaylardan sonra, dünya 60 yıllık mücadelenin bir kısmını görme fırsatı buldu. Yaşanan olaylar, Doğu Türkistanlıların içinde bulundukları durumu, Çin’in vahşi tutumunu gözler önüne serdi. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz.
Çin, yıllarca vahşetini gizlice uyguladığı ve dünyadan sakladığı Doğu Türkistan gerçeğinin ortaya çıkmasından rahatsızdır. Bir taraftan Doğu Türkistan’ın üstündeki siyah örtüyü tekrar örtmeye çalışırken, bir taraftan da diğer dünya ülkelerine baskı yapmaktadır. Avustralya’da bir film festivalinde yayınlanacak Rabiye Kadir belgeseli nedeni ile iki ülke arasında gerginlik çıkarırken, Rabiye Kadir’in ziyaret edeceği Tavyan’a vize vermemesi konusunda baskı yapması ve hatta savaş sebebi sayacağı noktasına kadar olayı taşıması, durumun aslında ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir.
Bundan sonra, Doğu Türkistan gerçeğini gören dünyanın, Çin oyunlarına gelmeyerek, Doğu Türkistan’ı tekrar unutmamasını temenni ediyoruz. Umuyoruz ki, insanlık dramının sona erdirilmesi için bundan sonra gerekli çalışmalar yapılacaktır. Gövde gösteri şeklinde geçen 1 Ekim törenleri izlenirken arkasında yatan gerçeklerin farkında olunacaktır. Sözde bağımsızlık bayramı olarak kutlanan bu günün ardında işgal, kan ve gözyaşı vardır.”
Seyit TÜMTÜRK
Dünya Uygur Kurultayı
Başkan Yardımcısı