Danıştay BeÅŸinci Dairesi`nin; Adalet MüfettiÅŸleri tarafından Hakim ve Cumhuriyet Savcıları hakkında inceleme ve soruÅŸturma yapılırken, “haberleÅŸmenin tespiti ve dinlenmesi” gibi delil toplama yöntemine baÅŸvurulamayacağına iliÅŸkin 28.12.2009 günlü, E:2009/5240 sayılı kararı.
         T.C.
D A N I Åž T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No  : 2009/5240
               Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen          :
               Davalı                                   : Adalet Bakanlığı – ANKARA
               Davanın Özeti                     : Davacı, Adalet Bakanlığı TeftiÅŸ Kurulunda görevli müfettiÅŸler …, … ve … ile kendisi hakkında iletiÅŸim tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin deÄŸerlendirilmesi yolunda karar alan yargıçlar hakkında adli ve disiplin soruÅŸturması yapılması için yaptığı baÅŸvurunun cevap verilmemek suretiyle reddine iliÅŸkin iÅŸlem ile Adalet Bakanlığı TeftiÅŸ Kurulu YönetmeliÄŸinin 98. maddesinin 1. fıkrasındaki “inceleme ve” ibaresinin, (a) bendindeki “inceleme ve” ibaresinin ve (ç) bendindeki “haberleÅŸmenin tespiti ve dinlenmesi gibi delil toplama” ibaresinin iptalini ve yürütmenin durdurulmasını istemektedir.
               Danıştay Tetkik Hakimi     :
               Düşüncesi                         : Dava konusu edilen birel iÅŸlem ile Adalet Bakanlığı TeftiÅŸ Kurulu YönetmeliÄŸinin 98. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “haberleÅŸmenin tespiti ve dinlenmesi gibi delil toplama” ibaresi yönünden yürütmenin durdurulması gerektiÄŸi, maddenin birinci cümlesi ile 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “inceleme ve” ibareleri yönünden ise yürütmenin durdurulması isteminin reddi gerektiÄŸi düşünülmüştür.
               Danıştay Savcısı               :
               Düşüncesi                         : Yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27 nci maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği anlaşıldığından, istemin reddi gerekeceği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
               Hüküm veren Danıştay BeÅŸinci Dairesi’nce davalı idarenin savunmasının geldiÄŸi görülmekle gereÄŸi düşünüldü.
               Üye … “Davacının 2577 sayılı Yasa’nın 10. maddesi kapsamında yaptığı baÅŸvuru sonucu oluÅŸtuÄŸunu ileri sürdüğü ve zımni ret iÅŸlemi olarak nitelendirdiÄŸi iÅŸlemin, idari bir iÅŸlem olmadığı; Anayasa’nın 144. ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 82. maddesi uyarınca Adalet Bakanı tarafından kullanılan adli bir inceleme ve soruÅŸturmayı baÅŸlatmaya ya da baÅŸlatmamaya yönelik bir takdirin kullanılmasına iliÅŸkin bir karar olduÄŸu, iptal davasına konu edilmesinin mümkün bulunmadığı, davanın iÅŸlem yönünden incelenmeksizin, Yönetmelik hükümleri yönünden ise süre aşımı yönünden reddi gerektiÄŸi;
               Üye … “Dava bir zımni ret iÅŸlemi ile bu iÅŸlemin dayanağı olduÄŸu ve iÅŸlemle maddi ve hukuki baÄŸlantısı bulunduÄŸu ileri sürülen Yönetmelik maddesindeki ibarelerin iptali isteÄŸiyle açılmıştır. Zımni ret iÅŸlemi, 2577 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde tarif edilmiÅŸ olup ilgililer tarafından, idari davaya konu olabilecek bir iÅŸlem tesisi amacına yönelik olarak idari makamlara yapılacak bir baÅŸvuruya cevap verilmemesiyle oluÅŸan iÅŸlemdir. DoÄŸaldır ki, zımni ret iÅŸlemi, ancak baÅŸvurulan idari makama atfedilebilir ve dava da bu idari makama karşı
açılabilir. Bu anlamda zımni ret işlemi, başvurunun yöneltildiği idari makamca tesis edilmiş bir işlemdir.
               Anayasa’nın 159. maddesine göre Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yoluna baÅŸvurulamaz. Bunun anlamı, Kurulca tesis edilen iÅŸlemlerin kesin ve yürütülebilir olduÄŸu, ancak yargı yolunun bu idari iÅŸlemlere kapatıldığıdır. Davacının bu davayı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna yaptığı baÅŸvuruya cevap verilmemek suretiyle oluÅŸan zımni ret iÅŸlemine karşı açtığı nazara alındığında, dava konusu edilen iÅŸlem Hakimler ve Savcılar Kurulunun iÅŸlemidir. Ancak bu iÅŸlem, Anayasanın deÄŸinilen hükmü gereÄŸi dava konusu edilebilecek bir iÅŸlem deÄŸildir.
               Bu durumda bireysel işlem bakımından ortada dava konusu olabilecek bir işlem bulunmamakta olup dava bu işlem yönünden incelenemez.
               Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16.3.2006 günlü, E:2006/106, K:2006/127 sayılı kararına göre bir düzenleyici iÅŸlemle birlikte açılan davalarda, bireysel iÅŸlemin davaya konu edilemeyecek nitelikte olması halinde, düzenleyici iÅŸlem de davaya konu edilemeyeceÄŸi ve esası incelenemeyeceÄŸinden, davanın 2577 sayılı Kanununun 15/1-b maddesi hükmü uyarınca reddi reddi gerektiÄŸi”
                Üye … ile Üye … “2577 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen maddi yönden baÄŸlılık, aynı dilekçe ile idari davaya konu edilen iÅŸlemlerin aynı maddi sebeplere dayalı olarak kurulmaları halidir. Hukuki yönden baÄŸlılık ise, idari iÅŸlemlerin aynı Kanun’un aynı hükümlerine dayalı olarak kurulmaları durumudur.
               2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrasında; her idari iÅŸlem aleyhine ayrı ayrı dava açılacağı belirtildikten sonra ancak, aralarında maddi ve hukuki yönden baÄŸlılık ya da sebep sonuç iliÅŸkisi bulunan birden fazla iÅŸleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabileceÄŸi kurala baÄŸlanmıştır.
               Bireysel bir işlemin düzenleyici bir işlemle birlikte iptal davasına konu edilebilmesi; bireysel işlemin düzenleyici işleme dayalı olarak kurulması halinde mümkün olabilir.
               Dava iki ayrı iÅŸlemin iptali istemiyle açılmış olup; davacının iptalini istediÄŸi bireysel iÅŸlem ile Adalet Bakanlığı TeftiÅŸ Kurulu YönetmeliÄŸi’nin iptali talep edilen ibarelerinin yer aldığı 98. maddesi arasında, 2577 sayılı Yasanın yukarıda belirtilen 5. maddesinin öngördüğü maddi ve hukuki baÄŸlantı mevcut deÄŸildir. Zira, davacının ÅŸikayette bulunduÄŸu Adalet MüfettiÅŸleri, yargıç veya yargıçlar hakkında yapılması istenilen inceleme ve soruÅŸturmanın aynı YönetmeliÄŸin 98. maddesine dayalı olarak deÄŸil, Anayasa’nın 144. maddesi ve TeftiÅŸ Kurulu YönetmeliÄŸi’nin 97. maddesine göre baÅŸlatılmadığı anlaşılmıştır.
               Davacının ilgili ibarelerinin iptalini istediÄŸi, Adalet Bakanlığı TeftiÅŸ Kurulu YönetmeliÄŸi’nin 98. maddesi, inceleme ve soruÅŸturma esaslarını düzenlemekte olup; davacının iptalini istediÄŸi bireysel iÅŸlemin bu maddeye dayalı olarak kurulduÄŸunun kabulü mümkün deÄŸildir.
               Belirtilen nedenlerle, davacının “Adalet MüfettiÅŸleri …, …, … ve hakkında iletiÅŸim tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin deÄŸerlendirilmesi yolunda karar veren yargıç veya yargıçlar hakkında görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan adli ve disiplin soruÅŸturması yapılması” isteminin zımnen reddine iliÅŸkin iÅŸlem ile Adalet Bakanlığı TeftiÅŸ Kurulu YönetmeliÄŸi’nin 98. maddesinin iptalini istediÄŸi ibareleri arasında 2577 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin 1. fıkrasının öngördüğü anlamda maddi ve hukuki baÄŸlantı bulunmadığından, YönetmeliÄŸe ve iÅŸleme yönelik olarak ayrı ayrı dava açılması gerekeceÄŸinden dilekçenin reddine karar verilmesi gerektiÄŸi” yolundaki karşı oylarına karşın;
               2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 82. maddesinin 1. fıkrasında; hakim ve savcıların görevden doÄŸan ve görev sırasında iÅŸlenen suçları, sıfat ve görevleri gereÄŸine uymayan tutum ve davranışları nedeniyle, haklarında inceleme ve soruÅŸturma yapılmasının Adalet Bakanlığı’nın iznine baÄŸlı olduÄŸu, 87. maddesinde; hakim ve savcılar hakkında tamamlanan soruÅŸturma evrakının Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderileceÄŸi, bu Genel Müdürlük tarafından yapılacak inceleme sonucunda düzenlenecek düşünce yazısı üzerine kovuÅŸturma yapılmasına veya disiplin cezası uygulanmasına gerek olup olmadığının Bakanlıkça takdir edilerek evrakın ilgili mercilere gönderileceÄŸi veya iÅŸlemden kaldırılacağı hükme baÄŸlanmış, Kanunun 89. maddesinde; “Hakim ve savcılar hakkında görevden doÄŸan veya görev sırasında iÅŸledikleri suçlar nedeniyle kovuÅŸturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde evrak, Adalet Bakanlığı’nca ilgilinin yargı çevresinde bulunduÄŸu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına; Adalet Bakanlığı merkez kuruluÅŸunda görevli hakim ve savcılar hakkındaki evrak ise Ankara Cumhuriyet Savcılığına gönderilir.
               Cumhuriyet savcısı beÅŸ gün içinde iddianamesini düzenleyerek evrakı, soruÅŸturmanın açılmasına veya son soruÅŸturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir……” hükmüne yer verilmiÅŸtir.
               Belirtilen yasal düzenleme ile hakim ve savcıların görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında kovuşturma ve soruşturma yapılabilmesi Adalet Bakanlığının iznine bağlı kılınmıştır. Anılan Bakanlıkça bu iznin verilmemesi halinde, hakim ve savcılar hakkında herhangi bir soruşturma veya kovuşturma yapılamamaktadır.
               Adalet Bakanlığı’nca izin verilmesi durumunda ilgili hakim ve savcılar hakkında soruÅŸturma ve kovuÅŸturma yapılabilmekte ve Bakanlıkça kovuÅŸturma açılması gerekli görülürse 2802 sayılı Kanunun 89. maddesi uyarınca ilgililer hakkında doÄŸrudan ceza davası açılmaktadır. İzin verilmemesi durumunda ise, ilgililer hakkında soruÅŸturma ve kovuÅŸturma yapılamamakta, yetkili kurul veya merciler tarafından disiplin cezası verilmesi ya da ceza yargılamasını ilgilendiren bir konuda kovuÅŸturma ve kamu davası açılması yolu tamamen kapatılmaktadır.
                Hakimler ve savcılar hakkındaki ihbar ve şikayetler yalnızca ceza yargılamasını gerektiren bir suç atılımına yönelik olmayıp, disiplin ihlaline veya idari bir önlemle sonuçlanabilecek hallere de ilişkin olabileceğinden ve bu farklı sonuçlar ancak yapılacak bir inceleme ve soruşturma sonucunda ortaya çıkabileceğinden, hakim ve savcılar hakkında verilecek inceleme veya soruşturma izninin yalnızca ceza yargılamasına ilişkin olduğunun kabulüne olanak bulunmamakta olup, söz konusu işlemlerin idari davaya konu edilebileceği açıktır.
               Öte yandan, Anayasa’nın 74. maddesinde; “VatandaÅŸlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve ÅŸikayetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yazı ile baÅŸvurma hakkına sahiptir. Kendileriyle ilgili baÅŸvurmaların sonucu gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir. Bu hakkın kullanılma biçimi kanunla düzenlenir.” kuralına yer verilmiÅŸ; 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun’un 5. maddesinde ise; “Dilekçe, konusuyla ilgili olmayan bir idari makama verilmesi durumunda, bu makam tarafından yetkili idari makama gönderilir ve ayrıca dilekçe sahibine de bilgi verilir.” kuralı getirilmiÅŸtir.
               Bu kurallara göre, ilgililerin kendileriyle ilgili dilek ve ÅŸikayetleri hakkında yetkili makama baÅŸvurmaları durumunda, yetkili makamın dilekçenin sonucunu mutlaka ilgiliye yazılı olarak bildirmesi gerektiÄŸi, ilgilinin ÅŸikayetinin doÄŸru makama yapılmamış olması durumunda ise, kendisine baÅŸvurulan makamın dilekçeyi ilgili makama göndermesinin zorunluluk olduÄŸu açıktır. Davacı tarafından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na hitaben verilen ve 24.4.2009 tarihinde Kurul kayıtlarına girdiÄŸi anlaşılan dilekçenin, Kurul tarafından Adalet Bakanlığı’na iletildiÄŸi, dilekçenin Adalet Bakanlığı kayıtlarına girmesine karşın Bakanlık tarafından süresi içerisinde cevap verilmediÄŸi anlaşılmış olup, bu ÅŸekilde “zımni ret” iÅŸleminin gerçekleÅŸmiÅŸ olması karşısında, ortada davaya konu edilebilir nitelikte yürütülebilir bir iÅŸlemin var olduÄŸu kuÅŸkusuzdur.
               DiÄŸer yandan, davacının ÅŸikayette bulunduÄŸu adalet müfettiÅŸleri, yargıç ve/veya yargıçlar hakkında yapılmasını istediÄŸi inceleme ve soruÅŸturmanın nedeninin, adı geçen kiÅŸilerin davacı hakkında yaptıkları soruÅŸturma kapsamında YönetmeliÄŸin 98/1-ç bendi hükmünde düzenlenen “haberleÅŸme tespiti ve dinlenmesi gibi delil toplama” yöntemini kullanmalarının oluÅŸturması karşısında da, sözü edilen zımni ret iÅŸlemi ile Yönetmelik hükmü arasında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun aradığı anlamda maddi ve hukuki baÄŸlılığın varlığının kabulü gerektiÄŸine oyçokluÄŸuyla karar verilerek iÅŸin esasına geçildi.
               İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 12. maddesinde “Hiç kimse özel yaÅŸamı, ailesi, konutu veya yazışma hususlarında keyfi karışmalara, onur ve şöhretine karşı saldırılara maruz kalamaz. Herkesin bu karışma ve saldırılara karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır.” kuralı getirilmiÅŸ; İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İliÅŸkin SözleÅŸmenin (İnsan Hakları Avrupa SözleÅŸmesi) “özel yaÅŸamın ve aile yaÅŸamının korunması” baÅŸlıklı 8. maddesinde ise, “1-Herkes özel ve aile yaÅŸamına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. 2-Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın karışması, demokratik bir toplumda, ancak ulusal güvenlik, kamu güvenliÄŸi, ülkenin ekonomik gönenci, düzenin korunması, suçların önlenmesi, saÄŸlığın ya da ahlakın ve baÅŸkasının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu bulunduÄŸu ölçüde ve kanunla öngörülmesi koÅŸuluyla olabilir.” kuralına yer verilmiÅŸtir. Anayasamızın 22. maddesinde de, “Herkes haberleÅŸme hürriyetine sahiptir. HaberleÅŸmenin gizliliÄŸi esastır. Milli güvenlik, kamu düzeni, suç iÅŸlenmesinin önlenmesi, genel saÄŸlık ve genel ahlakın korunması veya baÅŸkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri ile veya bir kaçına baÄŸlı olarak usulüne göre verilmiÅŸ hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere baÄŸlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleÅŸme engellenemez ve gizliliÄŸine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliÄŸinden kalkar. İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluÅŸları kanunda belirtilir.” hükmü getirilmiÅŸtir.
               İletişimin dinlenmesi, özel bir ceza yargılaması koruma önlemidir. Bu önleme, ancak demokratik kurumları korumak bakımından mutlak zorunluluk bulunması koşuluyla başvurulabileceği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında yerini almış bulunmaktadır.
               Ceza Muhakemesi Kanununda bu önlemin uygulanması, bir suçtan ötürü ceza soruÅŸturması yapılması koÅŸuluna baÄŸlı tutulmuÅŸtur. BilindiÄŸi üzere ceza yargılaması açısından bu yetki delil elde etmek amacıyla, halen iÅŸlenmiÅŸ bir suçun kovuÅŸturulmasıyla sınırlıdır. Anılan Yasanın 135 ve izleyen maddelerinde getirilen düzenleme ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 6.12.2005 tarihli AÄŸaoÄŸlu/Türkiye kararında aradığı “yasaya dayalı olma” koÅŸulu yerine getirilmiÅŸ ve yönetmelikle yapılan düzenleme yerini yasa maddelerine bırakmıştır.
               Ceza yargılaması dışında, önleyici olmak ve istihbari bilgi toplamak amacıyla iletişimin dinlenmesi yetkisinin, ancak yasayla tanınması halinde olanaklı olacağı da açıktır. Nitekim, 5397 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla; Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanununa, Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanununa, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununa eklenen maddelerle, bu kurumlara bu konuda yasal dayanak sağlanmıştır.
               Bu bağlamda, davalı yönetimin, anılan 135. maddede sayılan suçlarla ilgili olarak Cumhuriyet savcılarına tanınan yetkinin, hakimler ve savcılar hakkında soruşturma yapan müfettiş ya da başmüfettişlere tanınmış sayılacağı yolundaki savının incelenmesi gerekli görülmüştür.
                Yukarıda da deÄŸinildiÄŸi üzere, 5397 sayılı Yasa ile bazı kurumlara tanınan iletiÅŸimin dinlenmesi yetkisinin, Adalet Bakanlığı müfettiÅŸ ya da baÅŸmüfettiÅŸlerine de tanınmış olduÄŸu yolunda bir yasa hükmü bulunmamaktadır. 2802 sayılı Yasada böyle bir düzenlemeye yer verilmediÄŸi gibi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girdiÄŸi 1.6.2005 tarihinden sonra , 2802 sayılı Yasa ile ilgili deÄŸiÅŸiklikler arasında böyle bir yetki tanınması yoluna da gidilmemiÅŸtir.
               İşlevlerinin yönetsel niteliği ve 2802 sayılı Yasaya bir göndermede bulunulmamış olması karşısında, Adalet Bakanlığı müfettiş ve başmüfettişlerinin özel bir ceza yargılaması koruma önleminin içinde olmaları mümkün değildir.
               İleri sürülen sav yerinde görülmemiştir.
               T.C. Anayasası’nın 123. maddesinde, idarenin kuruluÅŸ ve görevleriyle bir bütün olduÄŸu ve kanunla düzenleneceÄŸi ilkesi getirilmiÅŸ; 124. maddesiyle ise; BaÅŸbakanlık, Bakanlıklar ve kamu tüzelkiÅŸiliklerine kendi görev alanlarını ilgilendiren konularda yönetmelik çıkarma yetkisi verilmiÅŸtir. İdareler bu yetki çerçevesinde yönetmelik çıkarabilecekleri gibi, kamu hizmetinin daha etkin ve verimli yürütülmesi amacıyla yönetmeliklerde deÄŸiÅŸiklikler de yapabilirler. Yönetmeliklerin Anayasa, yasa, tüzük ve hukukun genel ilkelerine aykırı hükümler içermemesi ve öngörülen biçim ve yetki koÅŸullarına uyularak çıkarılması dışında, söz konusu düzenleme yetkisinin kullanılmasına kamu hukuku yönünden herhangi bir engel bulunmadığı açıktır.
               24.1.2007 tarihli, 26413 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adalet Bakanlığı TeftiÅŸ Kurulu YönetmeliÄŸi’nin 98. maddesinde; “(1) İnceleme ve soruÅŸturma, aÅŸağıdaki esaslara göre yapılır;
               a) Hakim ve Cumhuriyet savcılarının görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar sebebiyle haklarında inceleme ve soruşturma için alınacak izinlerde bu Yönetmeliğin 97. maddesi hükümleri gözönünde bulundurulur,
               b)…
               c)…
               ç) İstinabe, tanık dinlenmesi, arama, el koyma, keÅŸif, haberleÅŸmenin tespiti ve dinlenmesi gibi delil toplama iÅŸlemleri sırasında Ceza Muhakemesi Kanununun hükümleri ile birlikte 2802 sayılı Kanunun 101. maddesindeki yetkiler kullanılır, hakim ve Cumhuriyet savcıları lehine 2802 sayılı Kanunun 85 ve 88. maddelerinde yer alan kısıtlayıcı hükümler dikkate alınır”, …. hükmü getirilmiÅŸtir.
               Anayasa’nın 144. maddesinde yer alan; “Hakim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (Hakimler için idari nitelikte genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme, görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç iÅŸleyip iÅŸlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araÅŸtırma ve gerektiÄŸinde haklarında inceleme ve soruÅŸturma, Adalet Bakanlığı’nın izni ile adalet müfettiÅŸleri tarafından yapılır. Adalet Bakanı soruÅŸturma ve inceleme iÅŸlemlerini, hakkında soruÅŸturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hakim veya savcı eliyle de yaptırabilir.” hükmü ile 2802 sayılı Yasa’nın 82. maddesinde getirilen “Hakim ve savcıların görevden doÄŸan veya görev sırasında iÅŸlenen suçları, sıfat ve görevleri gereÄŸine uymayan tutum ve davranışları nedeniyle, haklarında inceleme ve soruÅŸturma yapılması Adalet Bakanlığı’nın iznine baÄŸlıdır. Adalet Bakanı inceleme ve soruÅŸturmayı, adalet müfettiÅŸleri veya hakkında soruÅŸturma yapılacak olandan daha kıdemli hakim ve savcı eliyle yaptırabilir.” ÅŸeklindeki düzenlemeler karşısında, adalet müfettiÅŸlerine, Anayasal ve yasal çerçevesi çizilen alan içerisinde inceleme ve soruÅŸturma yetkisi verilmesine iliÅŸkin bulunan 98. maddenin 1. fıkrasının ilk cümlesindeki “inceleme ve” ibaresi ile ve (a) bendinde yer alan “inceleme ve” ibaresinde hukuka aykırılık görülmemiÅŸtir.
               Maddenin 1/ç bendinde yer alan “haberleÅŸmenin tespiti ve dinlenmesi gibi delil toplama ” ibaresinin iptali ve yürütmenin durdurulması istemine gelince;
               Adalet müfettiÅŸlerinin görev ve yetkilerini Anayasa’nın 144. maddesine koÅŸut biçimde düzenleyen 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 6. maddesinde, yargıçlar ve savcılar hakkında denetim, inceleme, soruÅŸturma ve kovuÅŸturma yapılmasının bu Yasa kurallarına tabi olduÄŸu belirtildikten sonra; yargıçlar ve savcılar hakkında soruÅŸturma yapmakla görevlendirilen müfettiÅŸlerin yetkilerinin düzenlendiÄŸi 101. maddesinde “Adalet müfettiÅŸleri lüzum gördükleri kimseleri yeminle dinler gerektiÄŸinde istinabe yoluna baÅŸvurabilir ve soruÅŸturmanın zorunlu kıldığı hallerde arama yaparlar. Sübut delillerini, gereken bilgileri bütün daire ve kuruluÅŸlardan doÄŸrudan doÄŸruya toplarlar. Adalet müfettiÅŸlerince yapılacak denetim, inceleme ve soruÅŸturmalarda ilgili kuruluÅŸ ve kiÅŸiler istenecek her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar.” hükmünün; Adalet Bakanlığı TeftiÅŸ Kurulu Tüzüğü’nün 35. maddesinde ise, “MüfettiÅŸler, gerek gördükleri kimseleri yeminle dinlemeye, istinabe yoluna baÅŸvurmaya zaruri hallerde arama yapmaya ve her türlü delili toplamaya yetkilidirler” hükmünün getirilmiÅŸ olması karşısında, adalet müfettiÅŸlerinin, kanun ve tüzük ile verilen yetkilerini, mevzuatın öngördüğü sınırların dışına çıkacak ÅŸekilde geniÅŸleten ve onlara haberleÅŸmenin tesbiti ve dinlenmesi adı altında yeni bir ” delil toplama yöntemi” yetkisi tanıyan dava konusu yönetmelik hükmünde mevzuata uyarlık bulunmamıştır.
               Davacının Adalet Bakanlığı TeftiÅŸ Kurulu BaÅŸkanlığı’nda görevli müfettiÅŸler …, … ve … ile hakkında iletiÅŸimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin deÄŸerlendirilmesi yolunda karar alan yargıç veya yargıçlar hakkında, görevi kötüye kullanmak suçundan adli ve disiplin soruÅŸturması yapılması isteÄŸiyle yaptığı baÅŸvurusunun cevap verilmemek suretiyle reddine iliÅŸkin iÅŸlemin iptali ve yürütmenin durdurulması istemine gelince;
               Davacının; müfettiÅŸler tarafından Yönetmelik hükmünden hareketle “disiplin inceleme ve soruÅŸturmaları kapsamında özel yaÅŸantısının ihlal edildiÄŸi” ve “disiplin konusu yapılan olaylarda, iletiÅŸimin tespiti, dinleme, kaydetme ve sinyal bilgilerinin deÄŸerlendirilmesi yolundaki kararın alınması ve bu karara dayanılmasının hukuka aykırı olduÄŸu” ÅŸeklindeki tespit ve beyanlarının da yer aldığı 24.4.2009 tarihli ÅŸikayet dilekçesinin herhangi bir inceleme ve deÄŸerlendirme yapılmaksızın zımnen reddi yolundaki iÅŸlemin yukarıda yer verilen mevzuat ve açıklamalar çerçevesinde hukuka uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
               Açıklanan nedenlerle, dava konusu YönetmeliÄŸin 98. maddesinin 1. fıkrasında ve 1/a bendinde yer alan “inceleme ve” ibareleri yönünden yürütmenin durdurulması isteminin reddine, 98. maddenin 1. fıkrasının (ç) bendi ile bireysel iÅŸlem yönünden ise olayda, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 4001 sayılı Kanun’la deÄŸiÅŸik 27. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koÅŸulların gerçekleÅŸmiÅŸ bulunduÄŸu da gözönünde tutularak yürütmenin durdurulmasına, 28.12.2009 tarihinde oybirliÄŸiyle karar verildi.