Nüfus Kayıtlarındaki Din Hanesi Tartışmaları

AİHM’nin Türkiye’de nüfus kayıtlarında dini hanesinin yer almasını Avrupa İnsan Hakları SözleÅŸmesi’ne aykırı bulması üzerine konuyla ilgili olarak geçmiÅŸte yaÅŸananların da hatırlanmasında fayda var.
Bilindiği gibi, 5/5/1972 tarihli 1587 sayılı Nüfus Kanunu 25/4/2006 tarihinde kabul edilen 5490 sayılı NÜFUS HİZMETLERİ KANUNU ile ilga edildi.
5/5/1972 tarihli 1587 sayılı Nüfus Kanunu‘nun
43. maddesi;
“Aile kütükleri; ailenin bütün fertlerinin cinsiyetini,adı,soyadı,baba ve anası adiyle soyadlarını,saÄŸ olup olmadıklarını, İl ve ilçe itibariyle doÄŸum yeri ve tarihlerini, vücutlarındaki belirli deÄŸiÅŸikliklerini, dinini, okur – yazar olup olmadıklarını,medeni hallerini ve diÄŸer ÅŸahsi hal deÄŸiÅŸikliklerini ihtiva eder.”
46. maddesi;
“Ad ve soyadının deÄŸiÅŸtirilmesi, din deÄŸiÅŸtirme suretiyle de olsa mahkeme karariyle yapılır.”
47. maddesi;
“Meslek, sanat, din ve her hangi bir arıza sebebiyle vücuttaki ÅŸekil deÄŸiÅŸiklikleri ve bu Kanunun 43`üncü maddesi gereÄŸince nüfus kütüklerine yazılması gerektiÄŸi halde her nasılsa, yazılmamış ve dayanağı belgede kalmış olan ana baba adı, doÄŸum yeri, cinsiyet ve soyadı gibi haller ilgililerin baÄŸlı bulunduÄŸu daire, kurum veya iÅŸyerinden köy veya mahalle ihtiyar kurulundan alacakları belge ve ilmühaber üzerine en büyük idare amirinin emri ile nüfus memurları tarafından aile kütüklerine iÅŸlenir.”
hükümlerini içermekteydi.
Bu hükümler yürürlükteyken, birçok hukuki platformda, nüfus kayıtlarında “dini” hanesinin yer almasının, uluslararası sözleÅŸmelerle teminat altına alınan insan hakları ve anayasamıza aykırı olduÄŸu yönünde iddialar gündeme gelmiÅŸ ve Kanun Anayasa Mahkemesine taşınmıştı.
TaÅŸköprü Asliye Hukuk Mahkemesi’nin itiraz yoluyla yaptığı baÅŸvuru üzerine Anayasa Mahkemesi; 27/11/1979 tarih ve Esas Sayısı : 1979/9 Karar Sayısı: 1979/44 sayılı kararıyla; “5/5/1972 günlü, 1587 sayılı “Nüfus Kanunu” nun 43. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “dinini” biçimindeki hükmün, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine” oyçokluÄŸuyla (7′ye sekiz) karar verdi. Üyeler Åževket Müftügil, Ahmet H. BoyacıoÄŸlu, Osman Tokcan, İhsan N. Tanyıldız, Bülent Olcay, Yılmaz AliefendioÄŸlu ve Yekta Güngör Özden bu karara muhalif kaldılar. Kararın tamamı azlık oylarıyla birlikte yukarıdaki linkten okunabilir. Burada İtirazın Reddi gerekçesini aktarmamızda fayda var.
Mahkemenin ret gerekçesi:
“A – Nüfus Yasasının 43. maddesinde yer alan “dinini” deyimi yönünden inceleme:
l – Önce yakın iliÅŸkileri nedeniyle, Anayasa’nın 2. ve 19. maddeleri birlikte ele alınmalı ve üzerinde durulmalıdır.
Anayasamız, lâiklik ilkesini 2. maddesinde Cumhuriyetimizin bir niteliÄŸi olarak kabul etmiÅŸ, din ve vicdan özgürlüğünü de 19. maddesinde düzenlemiÅŸtir. Sözü edilen 19. maddenin birinci fıkrası, herkese vicdan, dinî inanç ve kanaat Özgürlüğü tanımaktadır. İkinci fıkrada ise, “kamu düzenine veya genel ahlâka veya bu amaçlarla çıkarılan kanunlara aykırı olmayan ibadetler, dinî âyin ve törenler serbesttir.” denilerek, birinci fıkrada tanınan özgürlüklerin sınırsız olarak kullanılamıyacağı belirtilmektedir. Çünkü din özgürlüğünün kimi kiÅŸilerin iç âleminden taÅŸarak toplumun huzurunu kaçıracak boyutlara ulaÅŸmasına, kamu düzeninin korunması ve iÅŸlerliÄŸinin uyum içinde saÄŸlanması düşüncesi izin vermez. Bu nedenle öngörülen bu sınırlama ile, toplumun bütün bireylerinin aynı özgürlüklerden yararlanabilmelerinin amaç edinildiÄŸinde ve böylece bireylerin bu alandaki özgürlüklerinin güvence altına alınmak istendiÄŸinde kuÅŸku edilmemek gerekir.
19. maddenin üçüncü fıkrası “Kimse, ibadete, dini âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Kimse, dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz”; dördüncü fıkrasının ilk tümcesi de “Din eÄŸitim ve öğrenimi, ancak kiÅŸilerin kendi isteÄŸine ve küçüklerin de kanunî temsilcilerinin isteÄŸine baÄŸlıdır.” Demek suretiyle lâiklik anlayışının kimi temel ilkelerini gerçekleÅŸtirmek istemiÅŸtir.
Maddenin sonuncu fıkrası, vicdan özgürlüğünün, gerçek ve tüzel kişilerle siyasî partiler tarafından kötüye kullanılmasını önlemektedir. Bu fıkra aynı zamanda Devletin sosyal, iktisadî, siyasî ve hukukî temel düzeninin kısmen de olsa din kurallarına dayandırılamayacağını buyurarak lâiklik ilkesinin anlamını belirtmekte ve bu ilkenin din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulması biçimindeki klâsik tanımını da vurgulamaktadır.
Kararın gerekçesinde, 1587 sayılı Yasanın 43. maddesindeki “dinini” sözcüğünün Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülürken 19. maddesinin ikinci fıkrasından söz edilmektedir. Bu aykırılığın maddedeki (Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz…) kuralına dayandığı da açıklanmaktadır.
Ancak bu kural, kimsenin dini inanç ve kanaatlerini açıklamasına engel deÄŸildir. Anayasa’nın izin vermediÄŸi husus zorlamadır. Bu İtibarla konuya (zorlama) öğesi açısından bakmak gerekmektedir.
Söz konusu 43. madde zorlayıcı nitelikte hiç bir hüküm içermemektedir. Nüfusa kaydolunurken kiÅŸinin, Anayasa’nın kastettiÄŸi anlamda dinî inanç ve kanaatlerini de deÄŸil, sadece dininin ne olduÄŸunu açıklamasına yol açabilecek bir durum yaratmaktadır ki, bu kuralın zorlayıcı bir niteliÄŸi ve zorlama ile iliÅŸkisi yoktur.
Bu nedenlerle 43. maddede dinini sözcüğünün bulunması, Anayasa’nın 2. ve 19. maddelerine aykırı görülmemiÅŸtir.
2 – Anayasa’nın 12. maddesi yönünden inceleme :
Anayasa’nın 12. maddesi, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin herkesin kanun önünde eÅŸit tutulacağı ilkesini koymuÅŸtur.
1587 sayılı Yasa ise, her Türk’ün, ikâmetgâh edindiÄŸi yerin nüfus memurluÄŸuna nüfus cüzdanı, alırken veya deÄŸiÅŸiklikler meydana geldiÄŸi zaman ÅŸahsî hal durumlarını, bu arada dinini de yazdırmasını öngörmüştür. Bu hükmün, ayrılık ve ayrıcalık gözetilmeden her Türk’e uygulanması sözkonusu olduÄŸuna göre, Anayasamızın 12. maddesinde yeralan eÅŸitlik ilkesini zedelediÄŸi düşünülemez.
3 – Anayasa’nın 20. maddesi yönünden inceleme :
Anayasamız, vicdan ve din özgürlüğünü 19. maddede, düşünce ve kanı özgürlüğünü ise 20. maddede birbirlerinden ayrı olarak düzenlemiştir.
Anayasamızın birbiri ile yakın ilişkileri olan bu kavramları ayrı ayrı düzenlemesinin bir anlamı olmalıdır. Gerçekten, 20. maddedeki düşünce özgürlüğünün, 19. maddede belirtilmiş olanlar dışındaki özgürlüklere yönelik bir anlam taşıdığı kuşkusuzdur,
Bu bakımdan, Nüfus Yasasının 43. maddesinde yer alan itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 20. maddesindeki düşünce hürriyetine aykırılığından söz edilemez.”
Aynı Kanunun yürürlüğü döneminde Danıştay 10. Dairesi de din hanesinin varlığını Anayasaya aykırı bularak, iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine İtirazen baÅŸvurdu. Bu baÅŸvuru Anayasa Mahkemesinin 21.6.1995 tarih ve Esas Sayısı : 1995/17, Karar Sayısı : 1995/16 sayılı kararıyla ve bu defa 6′ya 5 oyçokluÄŸuyla reddedildi. Muhalifler; Yekta Güngör ÖZDEN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Yalçın ACARGÜN ile Mustafa BUMİN. Anayasa Mahkemesi bir önceki kararına gönderme yaptı ve düzenlemeyi yine Anayasaya aykırı bulmadı.
25/4/2006 tarihinde kabul edilen 5490 sayılı NÜFUS HİZMETLERİ KANUNU’nda da kiÅŸilerin dinine iliÅŸkin bilgilerin nüfus kayıtlarında yer alması esası benimsendi. Bu esas yanında, 35. maddesinin 2. fıkrasında; “Aile kütüklerindeki din bilgisine iliÅŸkin talepler, kiÅŸinin yazılı beyanına uygun olarak tescil edilir, deÄŸiÅŸtirilir, boÅŸ bırakılır veya silinir.” hükmünü getirerek, kiÅŸisel tercihlerin kayıtlara geçirilmesini kolaylaÅŸtırdı. Ancak kiÅŸilerin dinine iliÅŸkin bilginin varlığını koruması nedeniyle, tartışmalar bitmedi.
Son olarak konuyla ilgili bir kanun deÄŸiÅŸikliÄŸi teklifinden bahsedebiliriz.
BDP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, 13.01.2010 tarihinde, nüfus cüzdanından din hanesinin çıkarılması için Nüfuz Hizmetleri Yasası’nın 7/1-e fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyönünde kanun teklifi verdi.
Teklifin gerekçesi ise şöyle:
“Nüfus Cüzdanlarına dinin zorunlu olarak yazılması Anayasaya aykırılık gösterdiÄŸi gibi, Türkiye’nin imza koymuÅŸ olduÄŸu, baÅŸta Avrupa İnsan Hakları SözleÅŸmesi ve BirleÅŸmiÅŸ Milletler Siyasi ve Medeni Haklar SözleÅŸmesi olmak üzere birçok sözleÅŸmeye de aykırıdır. Anayasanın 2. maddesi, ‘Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal hukuk devletidir.’ dese de, Türkiye’deki siyasi yapılanmanın karakterinden ve baÅŸta Diyanet İşleri BaÅŸkanlığı olmak üzere, kurumların ve kurum kadrolarının niteliÄŸinden, devletin Sünni-İslam yönünün baskın olduÄŸu görülür. Böyle olunca da ülkemizdeki farklı din ve inançların kendilerini açığa vurmaları, özgürce ibadet etmeleri, kendilerini özgürce tanımlamaları da zor bir hal alır. BaÅŸta, kendilerini sadece ‘Alevi’ olarak tanımlayan, tanımlamak isteyen Aleviler olmak üzere, farklı din ve inanç sahiplerinin bir hukuksuzlukla karşılaÅŸtıkları söz konusudur. Bu durum hem Anayasaya hem de Türkiye’nin imza koyduÄŸu Uluslararası SözleÅŸmelere aykırılık göstermektedir. 5490 sayılı kanunun 7/1-e fıkrasının kaldırılması demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti için zorunludur.”
Konuyla ilgili yorum ve katkılarınızı bekliyoruz.













