BASIN AÇIKLAMASI – Erzincan Krizi Hakkında

Son günlerde ülke, “yargı krizi” olarak ifade edilen bazı uygulamalar dolayısıyla ciddi ayrışmalar yaşamaktadır. Hukukçu olarak, ama her şeyden önce bu ülkenin bireyleri olarak, şiddetle kınadığımız bu gelişmelerden ciddi endişe duymaktayız.
Görünen odur ki, kimse işin esası ve gerçeğin kendisi ile ilgili değildir. Devletin bütün erkleri, siyaset, medya, kamuoyu, kısaca hemen herkes, pro ve kontra konuşlanmış durumdadır ve neredeyse bütün değerlendirmeler bu konuma göre yapılmaktadır. Bilgiler medyanın sunduğu şekilde ve o kadardır; hemen hiç kimse, daha fazla ve daha farklı ya da daha doğru bilgi sahibi olma ihtiyacı duymamakta ve sorunu hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü noktasından ele almamaktadır.
Bizim de sahip olduğumuz bilgi, hâlihazırda kamuoyunda herkesin sahip olduğu bilgi kadardır ve değerlendirmelerimizi buna göre yapacağız.
Erzincan’da bir soruşturma veya bazı soruşturmalar başlamış, daha sonra Erzurum özel görevli ağır ceza mahkemesi nezdinde görev yapan Cumhuriyet savcılığı tarafından soruşturulması gerektiği belirtilerek soruşturma oraya alınmış ve daha sonra Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı hakkında da soruşturma başlatılmıştır. Soruşturulan Başsavcının evinde ve makamında arama yapılmış, kendisi gözaltına alınmış ve akabinde tutuklanmıştır.
Erzurum’da yürütülen bu soruşturmada hukuken eleştirilecek birçok nokta bulunmaktadır. Bir Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili olarak yapılan soruşturmada; aramanın zamanı ve icra ediliş şekli, şüphelinin gözaltına alınması ve akabinde de tutuklamaya sevk edilmesi gibi konularda hukuka uygunluk, yerindelik, hukuki zarafet ve benzeri noktalardan söylenecek çok şey vardır. Görevi başındaki bir il Cumhuriyet Başsavcısı hakkında hemen tutuklama kararı verilmiş olması ise, tutuklamanın, bilhassa özel görevli ağır ceza mahkemeleri cephesinden ülkemizde uygulanışındaki vahameti ortaya koymaktadır. Şu anda infaz kurumlarında bulunan yaklaşık her üç kişiden ancak birinin hükümlü, buna karşılık her üç kişiden ikisinin tutuklu olduğu düşünülecek olursa, bu çarpık uygulama daha iyi anlaşılacaktır.
Bazı hükümet yetkililerinin ve Adalet Bakanının yargıya müdahale olarak anlaşılabilecek girişimlerinin de, bir hukuk devletinde savunulabilir bir tarafı bulunmamaktadır. Herkesin kuvvetler ayrılığına riayet etmesi ve bu çerçevede yürütmenin yargıdan elini çekmesi gerekir.
HSYK’nın Erzincan’daki arama, gözaltı ve tutuklama işlemleri üzerine apar topar toplanıp, bir karar alması, aldığı kararın kendisi, bu karara destek sadedinde yüksek yargının takındığı tavır ve yaptığı açıklamalar üzerinde ise ayrıca düşünmek gerekir.
HSYK, Erzurum’daki bazı özel görevli savcıların yetkisini kaldırmaktadır. O yetkiyi veren merci olarak, yetkiyi geri de alabilir; soyut olarak bakıldığında, burada bir sorun yoktur. Ancak sorun, geri alma işleminin icra ediliş şekli ve zamanındadır.
HSYK bu yetkiyi ne üzerine geri alıyor? Erzincan’daki Cumhuriyet Başsavcısına yönelik arama yapılması, bu kişinin gözaltına alınması ve tutuklanması üzerine.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı hakkında hangi sebeple soruşturma yapıldığı medyada ifade ediliyor? Erzincan’daki bazı cemaat veya tarikatları soruşturduğu için?
Erzurum’daki Cumhuriyet savcılarının yetkileri ne zaman geri alınıyor? 15 Şubat 2010 tarihinde.
Erzurum’daki Cumhuriyet savcıları Erzincan Cumhuriyet Başsavcısını soruşturmaya ne zaman başlamışlardı? Medyadaki bilgilere göre yaklaşık altı ay önce.
Erzurum’daki Cumhuriyet savcılarının yetkileri hangi gerekçeyle geri alınıyor? Bir Cumhuriyet Başsavcısını soruşturma yetkileri bulunmadığı için.
Erzurum’daki Cumhuriyet savcılarının bu soruşturmada yetkili olmadıkları hususu, tartışmasız bir biçimde kesin midir? Hayır. Soruşturma konusu suçun veya suçların görev suçu olup olmadıkları, görev suçu olarak kabul edildiklerinde de belli bir usule göre mi yoksa CMK’nın 251. maddesine göre mi soruşturulması gerektiği hususu, hukuken tartışmalıdır ve nitekim halen yoğun bir biçimde tartışılmaktadır.
Gerçekten, bu soruşturma medyada her gün adeta tefrika edilirken, soruşturmadan aylar sonra birilerinin yetkisiz olduğunu söylemek ne derece hukukidir?
Öte yandan, HSYK’nın yargısal bir görevi de bulunmamaktadır. HSYK, bir muhakeme sonucunda ancak Kanun Yollarıyla görevli yargı Yerlerince verilebilecek bir kararı, herhangi bir muhakemeye ve bu mercilerden karar almaya gerek kalmadan, kendisi vermiştir.
HSYK ve ona destek verenler bu tavırlarıyla, Cumhuriyet savcılarına ve hâkimlere şöyle bir de mesaj mı vermek istemektedir?
“Sadece sıradan vatandaşın işlediği iddia edilen suçları rahatlıkla soruşturabilir, yargılayabilir ve istediğiniz gibi cezalandırabilirsiniz. Özellikli suçlar ya da kişiler söz konusu olduğunda ise, ancak bizim uygun bulduklarımızı soruşturabilir ve yargılayabilirsiniz.”
Bazı hukuk kurumlarının ve bazı hukukçu akademisyenlerin bir takım taraftarlığı edasıyla, görüş beyan etmeleri, hazin bir durumdur.
Aynı şekilde, tüm Türkiye’nin HSYK tarafından yetkilerinin alındığını bildiği kişilerin bundan habersizmiş gibi ve yine aylarca kendilerini görevli ve yetkili gördükleri bir dosyayı, tebligatın henüz ulaşmadığı bahanesine sığınarak, İstanbul’a ulaştırmaları da hazindir.
Siyasilerin, yargıya intikal etmiş konularda savcılık ve avukatlık rollerini üslenmemeleri, henüz muhakeme bitmeden hüküm verip infaza başlamamaları, bu konularda hassasiyet göstermeleri gerekir.
Sonuç olarak, hukukçuların sadece hukukçuluk, siyasetçilerin de sadece siyaset yaptığı, hukukun cephe savaşlarına alet edilmediği, kısaca herkesin kendi işini yaptığı, ama gerçekten iş yaptığı bir Türkiye özlemiyle…
Emin AKOĞUZ
Türk Hukuk Enstitüsü Genel Başkanı




Çok güzel bir çalışma olmuş emeği geçen herkesi kutlarım, başarılar dilerim.