Raporun Tamamını Okumak İçin Tıklayınız
Anayasada 5982 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler hakkındaki Türk Hukuk Enstitüsü Raporunda özetle şu hususlara yer verildi:
- Anayasa Değişikliği konusu, 2002 yılı Kasım ayında yapılan milletvekilliği genel seçiminde AKP’nin tek başına Türkiye Büyük Millet Meclisi çoğunluğunu elde etmesiyle birlikte gündeme oturmuştur. Sekiz yıldır aralıksız süren bu söylemlere göre, 177 maddelik anayasanın ilk üç maddesi dışında kalan 174 maddesinin değiştirilmesi sorunu çözmeyecektir. Tamamen yeni bir sivil anayasa yapılmalıdır.
Anayasa Mahkemesince verilen kararlar ışığında bakıldığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çoğunluğa sahip iktidar partisi olan AKP, Anayasanın 2. Maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında belirlenen demokratik ve laik nitelikleri ortadan kaldırmaya çalışan bir partidir. Bu ilkelere aykırı sonuçlar doğuran anayasa değişikliklerini ve odak tespitinde sayılan eylem ve işlemleri gerçekleştirmiştir.
Böylece, neden yeni bir anayasa gereğinin dillendirildiği sorusu da cevabını bulmuş olmaktadır.
- Anayasa Mahkemesi’nin kapatma yerine Devlet yardımından yoksun bırakma yönünde karar vermesinin iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye’nin demokratikleşmesi sürecine olumlu bir katkı vermek isteyen Anayasa Mahkemesi bu kararıyla bir nevi iktidardaki siyasi partiyi ikaz etmiş, ihtarda bulunmuştur. Beklenen; seçimlerde en yüksek oyu alan partinin, demokratik ve laik niteliklerle uyumlu hale gelmesidir. Bu uyumluluk sağlanmış mıdır?
Â
- Ülkemizde son zamanlarda yaşanan gelişmeler, uyumluluk beklentisinin aksine, çatışma ve ayrımcılık politikalarının körüklendiğini göstermektedir.
Devletin Anayasayla öngörülen temel düzenini güç kullanarak değiştirmeye çalışan bir Terör Örgütünün varlığından bahisle açılan Ergenekon Soruşturması, temel varsayımı Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla yerleştirilmesi şeklinde algılanarak, yurt içi ve yurt dışında olumlu karşılanmıştır. Bu gün itibariyle bakıldığında ise gelinen noktada soruşturmanın algılanan amacı ve temel varsayımından çok uzaklaştığı görülmektedir. Nasıl Demokrasinin kurum ve kurallarından faydalanarak anti demokratik sonuçlar amaçlanması tehdidi varsa, hukuki kurum ve kuralların da hukuk dışı amaçlara alet olarak kullanılması ihtimali gözden uzak tutulamaz.
- Yargı organları, siyasi iktidarları hukuk çerçevesinde denetlediği ve hukuka aykırı eylem ve işlemleri ortadan kaldırdığı ölçüde, doğal olarak iktidarın hedefi haline gelecektir. Ancak bu gün yaşadığımız örnek, farklı hukuki düşüncelerden kaynaklı değil, Devletin temel niteliklerini değiştirme çabasından kaynaklı tepkilerdir. Yargı, değiştirilmek istenen temel niteliklere sahip çıktığı ölçüde eleştirilmekte ve hedef alınmaktadır.
Â
- Paketin hazırlığı aşamasında uzlaşmacı bir yaklaşım ihtiyacı hissedilmemiştir. Aksine, saygısız ve tahrik eden bir üslupla siyasi partiler ve STÖ’ler sadece bilgilendirilmiştir. Özellikle hedef alınan yargı organlarından yapılan açıklamalar ise siyasi iktidar tarafından hiç duyulmamıştır.
Â
- Yargıdaki Erzincan Krizi sonrası gündeme gelen ve daha önceki değişiklik çalışmalarıyla bağlantılı olmayan ve yargı reformu adı altında hazırlanan bu değişiklik paketi; gerçekten demokratik açılımlar elde etmeye değil, siyasi çıkar sağlamaya yönelik bir stratejik hareketten başka bir şey değildir. Pakette yer alan sözde bir takım demokratik açılımlar da bu ortamda kullanılabilecek propaganda malzemesi elde etmek amacıyla sınırlıdır.
Â
- Değişikliklerin ana gerekçesi; halkın katılımı ve demokratik yöntemlerle Anayasa yapmaktır. Bu güne kadar gerçekleşmediği ileri sürülen demokratik yöntemler ve halkın katılımı bu paketle sağlanacaktır. Bu söylem öncelikle yukarıda bahsi geçen hazırlık yöntemiyle bağdaşmamaktadır. Değişiklik çalışmalarına iktidardaki siyasi parti dışında kimsenin katılımına imkân verilmemiş ve bir uzlaşı aranmamıştır.
Â
- Toplumsal kültürü, bu kültürü oluşturan öğeleri ve dolayısıyla pratikleri farklı iki ülkenin aynı kurallar ve kurumlarla aynı sonuçlara ulaşması mümkün değildir.
Â
- TBMM’nin yargı organına üye seçimi, yasama organı yanında yargı organına da bir kişinin iradesiyle seçilen üyeler kazandıracaktır. Bu durumda, kuvvetler ayrılığı ilkesinden ve dolayısıyla demokrasiden bahsetmek olasılığı da ortadan kalkacaktır. Anayasa Mahkemesi’ne TBMM tarafından üye seçilmesini öngörmek, doğrudan demokratik hukuk devleti vasfını ortadan kaldırmaya dönük bir girişimdir.
Â
- Anayasaya uygunluğun yargısal yolla yapılması benimsenen ülkemizde, yargı dışı kaynaklardan üyelerin yargı organı içindeki ağırlığının arttırılması da Anayasanın ilk üç maddesi kapsamında değerlendirilebilecektir.
Â
- Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin seçim yöntemiyle genel kurul çoğunluğunu sağlayamayacak ve o kurumun iradesini yansıtamayacak kişilerin aday gösterilebilmesinin önü açılmaktadır.
Â
- Değişikliğe göre, diğer hâkim ve savcılar için birinci sınıf yeterliği ve 20 yıllık hizmet, üst düzey yöneticiler ve öğretim üyeleri için yine 20 yıllık hizmet gibi koşullar aranmaktayken, Anayasa Mahkemesi raportörleri için hiçbir koşul bulunmamaktadır. Bu garipliğin gerekçesi de belli değildir. Konunun Anayasa Komisyonundaki görüşmeleri sırasında teklif 5 yıl Anayasa Mahkemesi raportörlüğü yapanlar şeklinde değiştirilerek kabul edilmiştir. Özetle, Anayasa Mahkemesi Üyesi yapılmak istenen kişi önce Anayasa Mahkemesi Raportörlüğüne atanacak, ardından üye seçilecekken, Komisyonun değişikliğine göre 5 yıl beklemek gerekecektir.
Â
- Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliğine atanacaklar arasında sayılan üst kademe yöneticiliği kavramının içinin doldurulması ve bu yöneticilik süresi için de bir hüküm getirilmesi gerekmektedir.
Â
- Üzerinde fazla düşünülmeden, mukayeseli hukuk bağlamında bahsi geçen ülkelerdeki uygulamaları ve bu uygulamalarla elde edilen tecrübeleri göz önünde bulundurmadan, kamuoyunda yeterince tartışılmadan ve kanun düzenlemeleri konusunda mutabakat sağlanmadan bireysel başvuru yolu öngörülmesi; yetersiz, birçok soruna gebe ve pratik faydası olmayacak bir düzenlemedir.
Â
- Ceza davalarının anayasa yargısı niteliği olmadığı açıktır. Bu haliyle, ceza hukuku bilgisi, deneyimi olmayan ve anayasa yargısının niteliği gereği olması da gerekmeyen kişilerden kurulu bir mahkemenin ceza yargılaması yapması, kişiler için bir güvence teşkil etmemekte, aksine doğal hâkim güvencesine de aykırılık oluşturmaktadır.
Â
- Anayasa Mahkemesi iki bölüm ve Genel Kurul olarak yapılanmış, bölümler ve Genel Kurul için toplantı yeter sayıları öngörülmüştür. Örneğin, Genel Kurul bir başkan ve en az 12 üye ile toplanabilecektir. Nitelikli karar yeter sayıları da toplantıya katılan üye sayısıyla ilgilidir. Bu durumda bölümler ve Genel Kurula katılacak üyelerin belirlenmesi hususunun da Anayasayla çözümü gerekir.
Â
- Mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre faaliyet gösteren bir kurulda, hâkim olmayanların üye olarak yer alması, Devletin temel nitelikleriyle bağdaşmaz.
Â
- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na doğrudan Cumhurbaşkanınca, üstelik hâkim sınıfından olmayan üye atanması, demokratik hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Â
- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda demokratik hukuk devleti ilkesi gereklerinin iyileştirilmesi yönünde pratik anlamı olan bir değişiklik yapılmamıştır. Yapılan tarafsızlığın sağlanması değil, belli bir siyasi tarafın üstünlüğünün sağlanması, bağımsızlığın sağlanması değil, belli siyasi görüş ve gruplara bağlılığın arttırılmasıdır. Bu bağlılık özellikle seçim sisteminin sonucu meydana gelecek bir bağlılıktır.
Â
- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği için öngörülen seçim sistemi içinde hâkim ve savcılar arasında, siyasi vb. görüş farklılıklarına dayalı örgütlenmeler artacaktır. Bu örgütlenmeler resmi veya gayrı resmi olabilir. Örgütler, kendi adaylarını deklere edecekler ve oy isteyecekler, adaylar değil ancak onlar adına örgütler vaatlerde bulunacaklardır. Hukuki örgütlenme modellerine geçmişte olduğu gibi gelecekte de kanunla müdahale edilebilir. Tabi her zaman için en büyük örgütlenme Adalet Bakanlığı bürokrasisi olacaktır. İşte, asıl amaçlanan da, pratik ve çabuk sonuç doğuracak propaganda yapıp vaatlerde bulunabilecek tüm yurda yaygın Adalet Bakanlığı örgütlenmesinin seçimlerde mutlak hâkimiyet sağlayabilmesidir.
Â
- Düzenleme askere sivil yargı iddiasını taşımakla birlikte askeri yargının tüm kurumlarının mevcudiyeti korunmaktadır.
Â
- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Yüksek Askeri Şura kararları ve Cumhurbaşkanının tek başına tesis ettiği işlemlere karşı da hiçbir istisna olmaksızın dava hakkı tanınmalıdır.
Â
- Grev ve toplu sözleşme hakları sendikal hakların doğal bir sonucu olup, bu hakları kapsamayan bir sendikal hakkın dernek kurma hakkından farkı bulunmamaktadır. Grev ve toplu sözleşme haklarının anayasal düzenlemeye kavuşturulmasından önce, kamu personel reformu yapılmalı veya anayasayla grev ve toplu sözleşme hakkı tanındıktan sonra bu reform için bir süre öngörülmelidir.
Â
- İdari yargı sisteminin (yolunun) olduğu ülkelerde, ombudsmanın varlığı ve fonksiyonu hususlarının tartışılması gerekmektedir. İptal ve tazminat davaları yoluyla etkili sonuç alınan yargı yolu yanında ve idari yargıyla birlikte ombudsmanın varlığının sonuçları ne olacaktır?
Â
- Uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolu Anayasayla kapatılmamış, kanunla kapatılabilmesine cevaz verilmişti. Yani bu sınırlamanın kaldırılması için Anayasa değişikliği zorunlu değildi. Anayasa değişikliği tercihi tek başına eleştirilebilir nitelikte değil. Ancak bu tercihin sonucu, 657 sayılı Kanun’da Anayasaya uyum değişikliği yapılması gerekecektir.
Â
İncelememizin sonucunda, Anayasada 5982 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklere ilişkin olarak aşağıdaki tespit ve görüşlerimizi paylaşabiliriz.
- Amacı, demokratikleşme ve bu demokratikleşmenin gereği bir yargı reformu değildir. Halkoylamasına gidilmesi anayasa değişikliklerinin kendisinden daha önemlidir ve hedef halkoylamasıdır. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını hedef alan, siyasi ve stratejik düzenlemelerdir.
- Anayasanın tanımı gereği zorunlu bulunan toplumsal mutabakat aranmamış ve sağlanmamıştır. İktidardaki siyasi partinin iradesinden ibarettir.
- Sembolik olarak Geçici 15. madde kaldırılmış, ancak 12 Eylül İhtilalı’nın getirdiği Anayasal Kurumlar korunmuştur.
- Pakette yer alan sözde bir takım demokratik açılımlar da propaganda malzemesi elde etmek amacıyla sınırlıdır. Demokratikleşme adı altında getirilen düzenlemeler eksik, yetersiz ve bazı alanlarda demokratik hak ve özgürlükleri daha da geriye götüren niteliktedir.
…