Friday, February 10, 2012 14:24

Anayasa Değişikliği Sürecine Akademik Bakış Paneli

Posted by on Salı, Haziran 22, 2010, 5:25
Bu Yazı FAALİYETLERİMİZ Kategorisinde ve 2 Yorumlar var .

PANEL

Anayasa Değişikliği Sürecine Akademik Bakış

Anayasa değişikliği sürecinin akademik değerlendirmesini değerli hukukçu akademisyenlerden öğrenebilmek amacıyla düzenlediğimiz Paneli 5 Haziran 2010 tarihinde gerçekleştirdik.

Enstitümüzün eski Genel Başkanlarından Yıldırım AK’ın Oturum Başkanlığını yaptığı panele konuşmacı olarak; Prof. Dr. Hasan TUNÇ, Prof. Dr. Murat SEZGİNER, Prof. Dr. Ali AKYILDIZ ve Yrd. Doç. Dr. Ozan ERGÜL katıldılar.

Panelin Açılış Konuşmasını Türk Hukuk Enstitüsü Genel Başkanı Av. Emin AKOĞUZ yaptı.

Konuşmayı aşağıdan izleyebilirsiniz.

Dikkat: Video girişlerinde reklam olması halinde görüntünün üzerindeki çarpı işaretine tıklayarak reklamı geçebilirsiniz.

  

Daha sonra oturum başkanı olan Türk Hukuk Enstitüsü Eski Genel Başkanlarından Av. Yıldırım AK, kısa bir konuşmayla oturumu açtı.

Konuşmayı aşağıdan izleyebilirsiniz.

Prof. Dr. Hasan TUNÇ; konuşmasında süreci demokratik anayasa yapım yöntemleri bağlamında değerlendirdi. 1961 ve 1982 Anayasalarının yapım sürecinde, toplumun tüm kesimlerinin sürece katılımının sağlanmaması ve uzlaşma arayışının olmaması sonucu bu anayasaların sürekli tartışma konusu haline geldiği, oysa Anayasaların toplumsal bir sözleşme niteliğinde olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Hasan TUNÇ, konuşmasında özetle şunları söyledi:

“1982 Anayasasında yapılan değişikliklerde de demokratik anayasa yapım süreci açısından bakıldığında, 2002 yılından önceki ve sonraki değişiklikler arasında önemli bir yaklaşım farklılığı göze çarpmaktadır. 2002 yılına kadar yapılan değişikliklerde, siyasi iktidarlar geçmiş tecrübelerin ışığında hareket ederek mümkün olduğunca uzlaşma arayışına girmişlerdir. Bu arayışın doğal sonucu da, değişikliklerdeki Meclis oydaşmasına yansımıştır. 2002’den sonraki değişikliklerde ise hiçbir uzlaşma arayışı ve ihtiyacı görülmemektedir. Deyim yerindeyse, darbe anlayışı biraz renk ve şekil değiştirerek varlığını korumuştur. Son değişiklik paketi de, bu anlayışın istisnai değil, genel örneklerinden biridir.

Anayasalar Devleti kuran temel kanunlardır ve toplumsal mutabakatı yansıtmaları gerekir. Hazırlık sürecinde, toplumun mümkün olduğunca tüm kesimlerinin görüşlerinin çalışmalara yansıtılması tanımının gereğidir. Bu günkü siyasi iktidar ise sivil dikta iddialarını sanki destekleyen bir yaklaşım sergilemektedir. Bu tutum kendiliğinden yeni anayasal sorunlar doğuracaktır. Ben yaptım oldu zihniyetiyle anayasa yapılmaz. Şu veya bu kuruma yönelik olumsuz bakış, hiçbir uzlaşı ihtiyacı görülmeden anayasaya yansıtılmaz. Maalesef içinde bulunduğumuz süreçte dayatmacı zihniyetin derin izlerini görmekteyiz.

Bildiğiniz gibi, usul esası belirleyen temeldir. Demokratik anayasa yapım usulüyle gerçekleştirilmemiş değişiklikler, ihtiyacımız olan uzlaşmayı ve temel konulardaki ortak düşünceyi temin edemeyecektir.”

Konuşmayı aşağıdan izleyebilirsiniz.

Daha sonra söz alan Yrd. Doç. Dr. Ozan ERGÜL, gündemdeki anayasa değişikliklerinin yapım usulündeki eksiklikler ve yanlışlıkların, yapılan değişiklik içeriklerine de yansıdığını belirterek konuşmasına başladı. 2002 yılı sonrası yapılan değişikliklerde katılım arayışı ve uzlaşma gereksinimi hissedilmemesinin sonuçta yeni sorunlar doğurduğunu söylerken, 2007 yılındaki değişiklikleri buna örnek gösterdi. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin değişiklik içeriğinin aceleye geldiğini bizzat bu düzenlemeyi yapanların itiraf ettiklerini belirtti. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi rejimimizi klasik parlamenter sistemden başkanlı parlamenter sisteme dönüştürdüğü ve klasik parlamenter sistem içinde tarafsız olduğu varsayılan cumhurbaşkanına verilmesi kabul edilebilecek yetkilerin, halk tarafından seçilmiş ve siyasi bir taraf niteliği kazanmış bir cumhurbaşkanına verilmesinin çok ciddi sorunlar doğuracağını söyleyen Ozan ERGÜL, konuşmasına şöyle devam etti:

“Anayasa Yargısı sistemini benimseyen ülkelerde Anayasa Mahkemelerine Meclis tarafından üye seçilmesi müessesesi demokratik meşruiyet arayışlarından kaynaklanmaktadır. Zira seçimle işbaşına gelen Meclislerin tasarrufları Anayasa Mahkemelerince geçersiz kılınabilmektedir. Ancak demokratik meşruiyet tek başına Meclislerin üye seçmesiyle sağlanmaz. Demokratik ülkelerde Mecliste grubu bulunan tüm siyasi partilerin Anayasa Mahkemesine üye seçebilmeleri ve dolayısıyla halk iradesinin daha doğru bir biçimde Mahkemeye yansıtılabilmesine ilişkin kurumlaşmış teamüller ve düzenlemeler mevcuttur. Getirilen düzenlemeleri resmin genelini göz önünde bulundurarak değerlendirmek zorundayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun nihayetinde basit çoğunlukla üye seçmesi demek, halk iradesinin Mahkemeye yansıtılması değil, çoğunlukta bulunan siyasi partinin hiçbir uzlaşma arayışı olmaksızın yargıya nüfus etmesi demektir. Ayrıca Sayıştay’dan üye seçilmesi aranan demokratik meşruiyeti sağlayacak mıdır diye de sorulabilir.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na ilişkin değişikliklerin yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlamaya dönük nitelikte olduğunu söyleyebilmek de mümkün görülmemektedir. Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kurul üyeliği korunmuştur. Gerekçede atıfta bulunulan AB ülkelerindeki düzenlemelerle ve istişari ziyaret raporlarıyla örtüşmeyen hükümler varlıklarını korumaktadırlar. AB’de Yürütme organı yargının yönetiminin dışına çıkarılmaya çalışılırken bizde tam aksi bir düzenleme yapılmıştır. Yüksek yargı organı üyelerinin Kuruldaki ağırlığının azaltılması da gerekçedeki atıflarla örtüşmemektedir. Yine atıf yapılan raporlardaki önerilerin aksine, Hâkimler ve Savcılar için ayrı ayrı Kurullar da oluşturulmamıştır.”

Konuşmayı aşağıdan izleyebilirsiniz.

Prof. Dr. Murat SEZGİNER, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Anayasa Mahkemesi ile ilgili değişikliklere ilişkin olarak özellikle üye seçim sistemlerinin ayrıntılarını aktararak sözlerine başladı. Meclisten seçilecek üyelerle ilgili nitelikli çoğunluk aranırken diğer üye seçimlerinde herkesin bir oy kullanabilmesi ve en çok oy alan üç adayın Cumhurbaşkanına sunulması müessesesinin hukuki olmaktan çok siyasi bir niteliği olduğunun altını çizdi.

Ülkemizde Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle artık parlamenter sistemden değil yarı başkanlık sisteminden bahsedilebileceğini söyleyen SEZGİNER, seçimle işbaşına gelen bir Cumhurbaşkanının alışık olduğumuzun dışındaki uygulamalarının görüleceği, örneğin tüm Bakanlar Kurulu Toplantılarına Başkanlık edeceğini ve yürütme organına ciddi biçimde nüfus edeceğini belirtti. Siyasi iktidarın şu anda kendisi için en uygun gördüğü değişiklikleri yaptığı ancak bu değişikliklerin hükümetten bağımsız düşünülmesi gerektiğine dikkat çeken Murat SEZGİNER, Anayasa Mahkemesi ve HSYK değişikliklerinin hiçbir siyasi düşünce ve partiye fayda sağlayamayacağını ifade etti.

Bu iki konu dışındaki değişikliklerle ilgili olarak da Sayın SEZGİNER, özetle şöyle konuştu:

“Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Anayasa Mahkemesi ile ilgili maddeler dışında kalan değişiklikler hukuki açıdan çok da anlamlı değildir. Yani bu düzenlemelerin yokluğu veya varlığı demokratik hukuk devleti niteliğine etki etmez. Tek tek incelersek;

Pozitif ayrımcılığa ilişkin düzenlemeler zaten eşitlik ilkesinin bünyesinde bulunduğundan, hukuk düzenimize bir yenilik getirmemiştir.

Kişisel verilerin korunmasına ilişkin anayasal bir düzenleme olmaması yasal düzenlemeye engel değildir. Nitekim Bilgi Edinme Kanunu Anayasa değişikliklerinden önce çıkarılmıştır.

Anayasa bir devletin temel organlarını, bunların kuruluş, işleyiş ve ilişkilerini düzenleyen, temel hak ve özgürlükleri teminat altına alan bir metindir. Yönetmelik yazar gibi anayasa yazılmaz.

Vatandaşlık ödevi nedeniyle yurtdışına çıkışın sınırlandırılması yolu kaldırılmıştır. Bunun kime ne faydası olacaktır? Askerlikten kaçanlar ve vergi kaçıranlara dönük bu düzenlemenin demokratikleşmeyle ilgisi kurulabilir mi?

Devlet zaten Ceza Kanunuyla suç olarak öngörülen bütün eylemleri engellemek için tedbir alma yükümlülüğünde olduğundan, çocukların istismarının ayrıca anayasayla yasaklanmasının bir anlamı bulunmamaktadır. Bu hüküm olmasa, çocuklar istismar edilebilir mi?

Kamu görevlilerinin sendikal haklarına ilişkin düzenlemeler ise, ileriye doğru değil, sendikal hakları geriye doğru götüren niteliktedir.

İdari yargı kararlarının uygulanmasında problemler yaşanan ülkemizde, hakem niteliğindeki ve yaptırım gücü sınırlı kamu denetçisinin varlığı, hukuku dolanma kültürünün olduğu bir toplumda hukukun üstünlüğüne hizmet etmeyecektir.

Uyarma ve kınama cezalarına ilişkin olarak yasama organına verilen iznin kullanılmaması veya bu hükmün kaldırılmasıyla elde edilecek sonuca, bir de yargı denetimi dışında bırakılamayacağı hükmü eklenmesinin de bir anlamı bulunmamaktadır. Zaten Anayasanın 125. Maddesine göre idarenin bütün eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.

Sonuçta, Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu konusundaki düzenlemelerin hukuk devletine ilişkin pratik bir anlamı bulunmamaktadır.”

Konuşmaları aşağıdan izleyebilirsiniz.

Panelde son olarak Prof. Dr. Ali AKYILDIZ söz aldı. Sayın AKYILDIZ, konuşmasında özetle şu hususları vurguladı:

Bütün yasama tasarrufları yapılış amaçlarıyla ve ilkeleriyle değerlendirilir. Bu anayasa paketi esas olarak Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu düzenlemelerini hedef almıştır ve amacı siyasetin yargı organını zapturapt altına almasıdır.

Milletin egemenliğini eliyle kullandığı organlardan yasama organını yargı organının üzerinde görmek hem başlı başına Anayasaya aykırı hem de çok tehlikeli bir anlayıştır. Bu anlayış Türkiye Cumhuriyeti Devletini taşıyamaz.

Yargı konusu düzenlenirken iki ilke gözetilmelidir. Biri yargının bağımsızlığı, ikincisi de adaletin iyi yönetilmesi. Bu ilkeler yüzlerce binlerce yıllık insanlık tarihindeki tecrübelerle oluşmuştur. Yargı bağımsız olmazsa geriye insanların hak ve özgürlüklerini koruyacak bir şey kalmaz. Siyasi partiler rejimimiz aslında halk iradesinin bir araç olarak kullanılması sonucunu doğurmaktadır. Bu sorunun ve yargı organımızdaki sorunların çözümü yerine yargının bağımsızlığını ortadan kaldırmak çok vahim bir yaklaşımdır.

Yapılan değişikliklerle, siyasi taraf niteliği kazanan Cumhurbaşkanına bütün seçme yetkilerinin tanınması, siyasetin yargıyı şekillendirmesi ve tahakkümü altına alması demektir. Bu güçler birliğini oluşturur. Siyasetçi mutlak güce sahip olacaktır. Siyasetçi sadece kendisini seçenleri değil, kendisini yargılayacakları da kendisi seçecektir. Buna yönetişim kavramı benzeri seçisişim denilebilir. Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır.

Eğer süreç devam ederse sonu hukuk devletinin günbatımı olacaktır.”

Konuşmayı aşağıdan izleyebilirsiniz.

Panelde yapılan konuşmaların ardından soru-cevap bölümüne geçildi.

Katılımcıların Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu arasında üyelerinin seçimi konusunda bir ayrıma gidildiğinden bahisle, bu iki kurum arasındaki nitelik farklılıklarının ne olduğu sorusunu Yrd. Doç. Dr. Ozan ERGÜL cevaplandırdı.

Cevabı aşağıdan izleyebilirsiniz.

Milli egemenlik ve halk iradesi kavramları üzerine sorulan soruları ise Prof. Dr. Ali AKYILDIZ ve Prof. Dr. Murat SEZGİNER cevapladılar.

Cevabı aşağıdan izleyebilirsiniz.

İsterseniz yorum yapabilir , veya Diğer yazılara Bakabilirsiniz .

2 Yorum “Anayasa Değişikliği Sürecine Akademik Bakış Paneli”

  1. ahmet ozer
    2010.06.22 07:49

    Panelin verimli olduğu kanaatinde değilim.Çünkü hukuk objektif olur evrensel kuralı, bu paneldede malesef gözardı edilmiştir.Değerli katılımcılar bu değişikliği sadece siyasi bir bakış açısıyla değerlendirmişler

  2. THE
    2010.06.23 00:26

    İktidar sahipleri ve destekçileri otorite müptelası ulema tarafından va’z edilen mutlak hakikatlerle örtüşmeyen her türlü içtihadın siyasi, ideolojik vs. ithamlarla gölgelenmeye çalışılması alışık olduğumuz bir tutumdur.

    Anayasa değişikliği sürecinin akademik değerlendirmesini hedefleyen Panelimize katılan Akademisyenlerin özgür düşünme yeteneklerini muhafaza ettikleri ve beyinlerini kiraya vermediklerini biliyoruz. Paneldeki konuşmaların tamamı her türlü yorum, görüş ve eleştiriye açık biçimde internet sitemizde yayınlanmıştır.

    Sübjektif ve siyasi nitelemelerinin dayanakları gösterilirse daha objektif ve hukuki bir tartışmayla sonuca ulaşabiliriz.

Yorumunuzu Belirtin